İçeriğe geç

23 kaça kalansız bölünür ?

23 Kaça Kalansız Bölünür? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden

Matematiksel bir soru gibi görünse de “23 kaça kalansız bölünür?” sorusu, aslında toplumsal yapımızı ve farklı gruplar arasındaki ilişkileri anlamada ilginç bir metafor olarak kullanılabilir. Herkesin bildiği gibi, 23 yalnızca 1 ve 23’e kalansız bölünebilir. Ancak bu soruyu, toplumda karşılaştığımız eşitsizlikler ve çeşitliliği anlayabilmek adına daha derinlemesine irdelemek, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi konuları daha iyi kavrayabilmemizi sağlar.

Günlük hayatta, sokakta, işyerinde ve toplu taşımada gözlemlediğim bazı sahneler, 23’ün kalansız bölünebilirliğinin, bizleri nasıl etkileyen toplumsal yapılarla doğrudan ilişkili olduğunu gösteriyor. Toplumdaki çoğunluğa uyanların daha kolay yol aldığını, bir anlamda “kalansız bölünenler” olduğunu görebiliyoruz. Oysa bu durum, toplumsal çeşitliliği ve adalet anlayışını göz ardı ediyor. Şimdi, bu konuyu toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından inceleyelim.

23 Kaça Kalansız Bölünür? Sadece 1 ve 23

Matematiksel açıdan, 23 yalnızca 1 ve 23’e kalansız bölünebilir. Bu, 23’ün asal bir sayı olduğu anlamına gelir. Aslında, bu özel durum, toplumsal yapılarımızda da benzer şekilde işler. Birçok farklı gruptan, kimlikten ve kişilikten insanın oluşturduğu toplumda, bazı gruplar “sistemde” kalansız yer alır. Onlar toplumsal yapının doğal bir parçası gibi görülürler, ancak genellikle bu gruplar, toplumu oluşturan diğer azınlıklar için baskı yaratır.

İstanbul gibi büyük şehirlerde, sokakta yürürken en çok dikkatimi çeken şeylerden biri, çoğunluğu oluşturan kişilerin, yani normatif grupların, toplumsal yapı içinde nasıl rahat hareket ettikleri. Mesela, toplu taşıma araçlarında genellikle kadınlar, engelli bireyler ya da yaşlılar, daha fazla zorlukla karşılaşır. Hatta çoğu zaman, yer verme kültürünün zayıf olduğu bir dönemde, bu gruplar göz ardı edilir.

Bir kadının veya engelli bireyin, toplu taşımada yer bulamaması, aslında “toplumsal olarak kabul edilen normların” dışında bir yaşantının varlığını ve bu kişilerin sıklıkla toplumda geri plana atıldığını gösteriyor. Bu, 23’ün kalansız bölünebilirliğine benzer bir durumdur. Toplumda, yalnızca belirli kimlikler veya gruplar “doğal” kabul edilirken, diğerleri çoğu zaman görmezden gelinir.

Toplumsal Cinsiyet ve Kalansız Bölünme

Toplumsal cinsiyet, bu metaforu anlamada oldukça önemli bir kavramdır. Kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizlikler, günümüzde hala belirgin bir şekilde sürmektedir. İstanbul’da, işyerlerinde kadınların karar mekanizmalarına katılım oranının düşük olması ya da kadınların işyerinde daha düşük maaşlar alması, aslında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin birer göstergesidir. Bu durum, “23 kaça kalansız bölünür?” sorusunun toplumsal bağlamdaki karşılığına denk gelir.

Kadınlar ve erkekler arasındaki bu keskin fark, bir toplumun içinde ne kadar zorlayıcı ve eşitsiz olabileceğini gösteriyor. Toplumsal yapılar, erkekleri genellikle daha üst pozisyonlarda, kadınları ise daha alt sınıflarda konumlandırır. Örneğin, bir otobüs durağında, sabah işe giden bir grup kadının, işyerinde daha fazla engelle karşılaşması, aslında sistemin kadına bakış açısının ne denli dar olduğunu gösterir. Kadınların iş gücüne katılımı, çoğunlukla “bütünleşemeyen” bir yapıya sahiptir.

Bir diğer örnek ise kadınların giyimine dair toplumda yaşanan yargılamalar. İstanbul’un farklı semtlerinde, bir kadının giydiği elbise, onun toplumdaki statüsünü belirleyebilir. Bunu giydi diye, kadın ya da erkek olmasının toplumsal yargılarını ve eleştirilerini yaşamaktadır. Hangi elbiseyi giydiğine göre, sadece dış görünüşüne bakarak değerlendirilir.

Çeşitlilik ve Toplumsal Yapı

Toplumsal çeşitlilik, özellikle büyük şehirlerde her gün daha fazla karşımıza çıkan bir olgu. İstanbul’da her an farklı etnik kökenlerden, dini inançlardan ve sosyo-ekonomik durumdan gelen insanlarla karşılaşabiliyoruz. Ancak toplumsal çeşitliliği her zaman kucaklamak ve ona saygı göstermek mümkün olmuyor. İşyerlerinde farklı milliyetlerden insanlarla çalışırken, kültürel farklılıklar bazen gerilimlere neden olabiliyor.

Sokakta yürürken farklı diller konuşan insanlarla karşılaşmak, bazen insanı şaşırtabilir ama aynı zamanda bir zenginliktir. Çeşitli dil, din ve kültürlere sahip insanlarla yaşamak, toplumu daha renkli kılabilir. Ancak, bu çeşitlilik çoğu zaman görünür olmaktan ziyade, sosyal adaletle ilgili sorunları da beraberinde getirebilir. 23’ün kalansız bölünmesi gibi, toplumsal yapının bir parçası olarak her grup, bazen sınıflandırmalarla dışlanabilir ve bu da sosyo-ekonomik ayrışmalara yol açabilir.

Sosyal Adalet Perspektifinden Bakmak

Sosyal adalet, herkesin eşit fırsatlara sahip olduğu ve toplumsal yapılarla engellenmediği bir dünya yaratmayı hedefler. Ancak bu, sadece cinsiyet veya etnik kimliklerle sınırlı değildir. Toplumun dışladığı, ötekileştirdiği gruplar arasında LGBTİ+ bireyler, göçmenler, engelli insanlar gibi birçok farklı grup yer alır. Bu grupların çoğu, toplumda “23 kaça kalansız bölünür?” sorusunun cevabını daha zor bulurlar. Çoğu zaman, kimliklerinden dolayı dışlanır, aşağılanır ve fırsatlardan mahrum kalırlar.

Bir sivil toplum kuruluşunda çalışan biri olarak, bu tür sorunlarla sıkça karşılaşıyorum. Genç bir göçmen ya da bir engelli birey, iş bulma konusunda defalarca reddedilebiliyor. Bu sadece bireysel bir şanssızlık değildir; sistemin onları dışlama eğilimidir. Toplum, yalnızca kalansız bölünebilir bir yapıya sahip olanları kabul eder. Diğerlerini ise sürekli olarak kenara iter.

Sonuç

“23 kaça kalansız bölünür?” sorusu, sadece bir matematiksel soru olmanın ötesine geçip, toplumun nasıl yapılandığına dair önemli ipuçları sunar. Bazı gruplar, toplumsal yapılar içinde “doğal” bir şekilde kabul edilirken, diğerleri sürekli olarak dışlanır. Bu, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, çeşitlilik ve sosyal adalet eksikliklerinin bir yansımasıdır. Her gün sokakta gördüğümüz sahneler, toplumun bu eşitsizliklerle nasıl şekillendiğini gözler önüne seriyor. 23’ün yalnızca 1 ve 23’e kalansız bölünebilmesi gibi, toplumsal yapılar da yalnızca belirli grupların “doğal” kabul edilmesi üzerine kurulu olabilir. Bu, hepimizin eşit haklara sahip olduğu, çeşitliliğin ve adaletin daha çok benimsendiği bir toplumda değişebilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort bonus veren siteler
Sitemap
vdcasino giriş